Yargıçların Yeni Anayasadan Beklentileri

24 Jul, 2020

Yargıçların yeni anayasadan beklentileri 

"Bu makale, Terazi Hukuk Dergisi'nin Kasım 2007 sayısında yayınlanmıştır."

Eray Karınca*

YARGIÇLARIN MESLEKİ ÖRGÜTLENME AÇISINDAN YENİ ANAYASADAN BEKLENTİLERİ

Örgütlenme hakkı, 1982 Anayasası’nın 33. maddesiyle ulusal düzeyde korunduğu gibi Anayasa’nın 90. maddesiyle iç hukukumuzun parçası haline gelen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 20. maddesiyle, Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 22. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin de 11. maddesince uluslararası düzeyde de güvence altındadır. Bu kapsamda 26.6.2006 tarihinde 5253 sayılı Dernekler Yasası uyarınca 501 yargıç ve savcı tarafından Yargıçlar Ve Savcılar Birliği adlı dernek, Yarsav kısa adıyla kurulmuştur. 

 

Avrupa Birliği tarafından Türkiye’nin üyelik sürecine ilişkin olarak yayınlanan raporlarda, Dernekler Yasası’ndaki engeller nedeniyle yargıç ve savcıların mesleki örgütler kurabilmeleri için yasa çıkarılması gereği yer almıştır. Gerek AB’nin isteği, gerekse Adalet Bakanlığı’nın uluslararası ilişkilerde muhatap olduğu sivil kurumların karşılarında hep resmi kişi ve kurumları görmek istemeyişlerinden ötürü, sayın Hikmet Sami Türk’ün bakanlığı döneminde yargıç ve savcıların Türkiye Hakimler Ve Savcılar Birliği  (THSB) adıyla örgütlenebilmeleri için yasa hazırlığı çalışması yapılmıştır. Ancak Dernekler Yasası’ndaki engellerin kalkmasıyla buna gerek kalmamışken, Yarsav’ın kuruluşuyla birlikte bu çalışma Adalet Bakanlığı’nca yeniden ele alınarak, Meclise sevk edilmiştir. Söz konusu tasarıda yargıç ve savcılar için örgütlenme hakkı, Anayasa’nın 33. maddesi kapsamında dernek olarak değil, 135. maddesi kapsamında yani serbest meslek mensupları için öngörülen kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olarak düzenlenmiştir. Bu örgütlenme biçimi, serbest meslek olmayan yargıç ve savcılığın doğasına aykırı olduğu gibi tamamen Adalet Bakanlığı’nın etkinliği ve şemsiyesi altına sokulduğu için yargıç ve savcıların beklentilerini ve AB normlarını karşılamaktan uzaktır. Dahası,  yasa tasarısına eklenen geçici madde ile yargıç ve savcılar, “Sadece resim, müzik, güzel sanatlar gibi derneklere üye olabilirler. Diğer derneklere üye olamazlar ve THSB ile aynı veya benzer amaç güden dernekler kapatılır.” denerek, ülke tarihinde ilk kez bir derneğin yasa ile kapatılması gündeme getirilmiştir. Bundan başka, Adalet Bakanlığı’nca Avrupa Birliği’ne 2006 ve 2007 yıllarında gönderilen yazılarda,  “yargıç ve savcıların örgütlenmeleri konusunda hiçbir engel kalmamıştır.” denmesine karşın, dernek tüzüğünün incelenmesi aşamasında, zamanın Adalet Bakanı sayın Cemil Çiçek imzasıyla İçişleri Bakanlığı’na gönderilen yazıda ise, “Görevdeki hakim ve savcılar dernek kuramaz ve bu dernekte üye olamaz. Aksi Anayasa’daki yargıçlar resmi ve özel görev alamazlar, şeklindeki düzenlemeye aykırıdır.” denmiştir. İçişleri Bakanlığı da buna, tüzükte yargı bağımsızlığını savunmanın devletin egemenlik yetkisine aykırı olduğunu da ekleyerek, Yarsav’ın mahkeme kararıyla feshinin sağlanması için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurmuştur. Yarsav üzerindeki baskılar bu kadarla sınırlı kalmamıştır. Yarsav’ın 26.11.2006 tarihinde yapılan ilk genel kurulunun yasa ve tüzüğe aykırı olduğu savı ile Ankara Valiliği’nce  yapılan ihbar üzerine, dernek başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu hakkında Sincan Cumhuriyet Başsavcılığı’nca bir soruşturma açılmıştır.  Yasa ve Anayasa’da hiçbir yasak olmamasına karşın Yarsav’ın başına gelenler için ‘pişmiş tavuğun başına gelmemiştir.’ demek abartı olmayacaktır. Üye sayısı bini bulan, Hakimler Ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinin neredeyse tamamının ve yüzü aşkın yüksek mahkeme yargıç ve başkanının üye olduğu bu dernek niçin kurulmuştur? Bunun yanıtını dernek tüzüğündeki amaç maddelerinde ve Yarsav’ın bir buçuk yıllık eylem karnesinde görmek olasıdır. Derneğin amacı, hukuk devletini ve yargı bağımsızlığını savunmak; yargıç güvencesini ve tarafsızlığı sağlamaktır. Yarsav yöneticilerince bu amaçlar doğrultusunda kamuoyunu aydınlatmaya yönelik basın açıklamaları yapılmış; panel düzenlenmiş; sunumlarda bulunulmuş; televizyon programlarına katılınmış; makaleler  yazılmış; yasa tasarıları ve bazı düzenlemelere karşı raporlar  hazırlanmış ve davalar açılmıştır. Açılan davalardan ilki, yargıç ve savcı alımında nesnel ve bilimsel ölçütlerin kullanılması, böylece yargıç ve savcı alımında haksızlıklar yapıldığı, taraflı davranıldığı yolundaki yakınmaların baştan önlenmesine ilişkindir. Bir diğerinde Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Yönetmeliği’ndeki yargıç bağımsızlığına aykırı düzenlemelerin iptali istenmiştir. UYAP adıyla bilinen Ulusal Yargı Ağı Projesi’ne karşı açılan davada, yürütmenin bu yolla yargıya karışmasının önlenmesi amaçlanmıştır. Hakim ve Savcılara Bilgisayar Verilmesine İlişkin Yönetmelik’teki yargı bağımsızlığına aykırı düzenlemelerin iptali istenmiş; yine yargı bağımsızlığına aykırı genelgelerin ayıklanması istemiyle Adalet Bakanlığı’na başvurulmuştur. Saydamlık ve güvenilir bir yargı için İnsan Hakları Mahkemesiyle, Yargıtay ve Danıştay kararlarının herkesçe izlenebilmesi amacıyla girişimlerde bulunulmuştur. Görüldüğü gibi bu çalışmalarda temel amaç tamamen yargı bağımsızlığını ve yargıç güvencesini sağlamak, hukuk devleti ilkesini yaşama geçirmektir. Bu çabalar nedeniyle bir sivil toplum kuruluşu olarak yasa, Anayasa ve uluslararası belgelerden aldığı yetkiyle, tüzüğündeki amaçların yaşama geçirilmesi için Yarsav, kendini hiçbir biçimde sınırlandırmak istemeyen siyasi iktidarla -zorunlu olarak-, karşı karşıya gelmektedir. Ne yazık ki tüm yarım demokrasilerde olduğu üzere siyasi iktidarın, Yarsav’ın hukuk devleti ilkesinin işlemesi ve yargı bağımsızlığının sağlanmasına yönelik çabalarına karşı  tepkisi ise kapatmak, yok etmek, başaramazsa yok saymak biçimindedir. Nitekim bu tutum yeni anayasa çalışmasına bile yansımış; çalışmada yasayla Yarsav’ın kapatılma girişimlerine olanak sağlayacak düzenlemelere yer verilmiştir. Çünkü 1982 Anayasası’nın 33. maddesinin mevcut halinde yargıç ve savcıların dernekleşme haklarının kısıtlanabilmesine ilişkin bir düzenleme bulunmazken, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin,  Prof. Ergun Özbudun başkanlığındaki bilim kuruluna hazırlattığı anayasa çalışmasında buna fırsat verilmiştir. Çalışmanın 30. maddesinin (1). Fıkrası: “Herkes önceden izin almaksızın dernek kurma, bunlara üye olma ve üyelikten ayrılma hürriyetine sahiptir.” Ancak 4. fıkra ise, “Birinci fıkra hükmü, Türk Silâhlı Kuvvetleri ve genel kolluk mensuplarına, hâkim ve savcılar ile bu meslekten sayılanlara ve görevlerinin gerektirdiği ölçüde diğer kamu hizmeti görevlilerine sınırlamalar getirilmesine engel değildir.” biçimindedir. Buna karşın örneklemek gerekirse, bilim kurulu üyelerinden sayın Serap Yazıcı tarafından çevirisi yapılan komşumuz Yunanistan Anayasası’nın 89. maddesinin 5. fıkrası açıkça, “Yargı görevli derneğinin kurulmasına, kanuna uygun olarak olanak tanınır.”(1)  demektedir.  Bu durumda, siyasi iktidarın Yarsav’a karşı takındığı olumsuz tutum düşünüldüğünde, açıklanacak yeni Anayasa metinlerinde de farklılık olmayacağı bellidir. Oysa yeni anayasadan beklenen, 1982 Anayasası’nın tersine özgürlükçü olması,  devleti değil bireyi, üstün kılmayı hedeflemesi, insan hak ve özgürlüklerini koruması ve güçlendirmesidir. Bu haliyle bilim kurulunca düzenlenen metin, yargıç ve savcıların örgütlenme hakkı açısından beklentileri karşılamaktan uzaktır. İlginç olan yargıçların örgütlenme hakkının olup olmadığını ve niteliğini bizim daha yeni tartışıyor olmamıza karşın, bundan 54 yıl önce, merkezi Roma’da olan Dünya Yargıçlar Birliği’nin (IAJ), (1953 yılında) kurulmuş olmasıdır. Birliğin Avrupa bölümünü oluşturan, Avrupa Yargıçlar Birliği’ne (EAJ) üye olmayan ülkeler, sadece Andora, Azerbaycan ve Türkiye’dir. Gözlemci üye sıfatındaki Rusya’nın, Dünya Yargıçlar Birliği’ne yaptığı üyelik başvurularının ikisi de kurulan birliğin sivil olmadığı gerekçesiyle ret edilmiştir. THSB’nin kurulmasına ilişkin tasarının yasalaşması halinde kurulacak birlik sivil olmayacağı için, ülkemizin IAJ önünde Rusya’yla aynı kaderi paylaşması  kaçınılmazdır. Öte yandan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu tarafından 23 Nisan 2003 tarihinde kabul edilen  Bangolar Yargı Etiği İlkeleri, Adalet Bakanı’nın başkanı olduğu HSYK tarafından 27 Haziran 2006 tarih ve 315 sayılı kararla benimsenmiştir. Bu ilkelerden 4.6 sayılı olanına göre, “Yargıçlar, diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahiptirler… Yargıç, yargıçlarla ilgili derneklere katılabilir veya böyle bir dernek kurabilir.” 4.13 sayılı ilkeye göre ise, “Yargıçlar, tek başlarına veya herhangi bir organ ile birlikte, bağımsızlıklarının ve çıkarlarının korunması amaçlarıyla özgürce dernek kurabilirler.” Dahası, Avrupa Konseyi Üye Devlet Bakanlar Komitesi’nin (R-94-21) sayılı tavsiye kararı da, “yargıçlar dernek kurabilir ve kurulmuş bir derneğe üye olabilir.” biçimindedir. Öyleyse gücünü, haklılığı ve kararlılığından alan Yarsav’ın, varlığına yönelik tehditlere karşı tüm ulusal ve uluslararası kuruluşlar önünde göstereceği direnç yanında, Avrupa Birliği’ne verilen bunca söz varken, siyasi iktidarın, yargıç ve savcıların dernekleşme hakkına ilişkin demokrasi ve sivil toplum ilkelerine ters yaklaşımlarını gözden geçirmesi zorunludur. Bir toplumsal uzlaşma metni olarak anayasadan beklenense, yargıç ve savcıların mesleki amaçlarla örgütlenebilmesi; bu amaçla kurulmuş derneklere üye olabilmesi ve bu derneklerin de uluslararası kuruluşlara üyeliğine, ‘amasız ve ancaksız’ olarak olanak tanımasıdır. Yoksa bir anayasanın, salt siviller yaptı diye sivil olmayacağı, gelenin gideni aratacağı ortadadır. * Yarsav Yönetim Kurulu Üyesi (1) Yunanistan Anayasası, Çeviren Serap Yazıcı, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları 101, 1. Baskı,  İstanbul, Haziran 2005, s 83. (Terazi, 2007, Ekim)