Medya kadın cinayetlerinin artışını irdelerken katillere verilen cezalardaki indirimler nedeniyle sorumluluğu yargıya, yani hakimlere yüklemekte. Bazı kötü örnekler olmakla birlikte bu yetersiz bir saptama. Aysbergin görünen yüzü bile değil. Ancak Yargının ilkelerinin henüz tam oturmadığı ve yargıçların da bu toplumun bireyleri olması nedeniyle toplumsal değişimden olumsuz olarak etkilendikleri bir gerçek. Örneğin Aile mahkemelerinde bile nafakaların kaldırılmasındaki acelecilik ya da kadın lehine olan tazminat ve nafaka miktarlarının düşürülmesi, gerekçelerde veya özel söyleşilerde “bu kadınlar da çok oluyor” ya da “kadın hakları da neymiş” şeklinde değerlendirmelerin genele yayılmaya başladığı da yabana atılamaz.

Ne var ki kadın cinayetlerindeki artışın temel sebebi, hamile Kadından bile tahrik olan eril zihniyetin şımartılmasıdır, ülkede son birkaç yıldır kadın aleyhine estirilen rüzgardır, hızla ortadoğululaştırılmamızdır.

Kadına verilen Mesaj açıktır: taleplerinden vazgeç, sokağa çıkma, iş yaşamından ve toplumsal yaşamdan çekil. Başta nafaka konusu olmak üzere, İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı kanunla elde ettiğin kazanımlarından vazgeçtir. Erkeğe Biat et yoksa canından olursundur. Bir sonraki hamlenin kadının Cumhuriyet’ le birlikte elde ettiği tüm kazanımlar olacağı aşikardır.

Bu politikalardan köklü bir değişim olmadan, faile ve potansiyel faillere şiddetle sonuç alamayacakları, yaptıklarının yanına kar kalmayacağı, lanetlenecekleri mesajı kesin olarak verilmeden kadın cinayetlerine karşıyız demek, olsa olsa timsah gözyaşları dökmektir. Çözüm, Mahmut Esat Bey’in bırakın öldürmeleri, laf atmaya bile müsamaha göstermeyen kararlılığıdır.