28 yıl hakimlik yapan, şimdilerde ise avukatlık mesleğini sürdüren Eray Karınca, “Kadının cinsiyeti nedeniyle uğradığı bir ayrımcılık ve şiddet söz konusu olduğunda elbette yargıcın bunu göz önünde bulundurması lazım” diye konuşuyor. 

Türkiye’de hâlâ toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin farkında olunmadığını belirten Karınca’ya göre, “namus” kadın üzerinden tartışılıyor ve “bedeli” de kadına ödetiliyor: 

“Yargı da bunun farkında olarak, kadının zaten birçok olayda sessiz kaldığı, herhangi bir tavır geliştiremediği ve şikayetçi olamadığı öngörüsüyle; şikayetçi olmasını kovuşturma için yeterli görüyor. Ama yargılama sırasında asıl olan hakimin, “suçun işlenmediğine dair” vicdani kanaat getirmesidir.”

Eray Karınca, Kastamonu’da yargıçlık yaptığı dönemde karşılaştığı bir davayı şöyle anlatıyor: 

“45 yaşlarındaki bir kadın tarlada çalışırken, 20’li yaşlarındaki bir erkek tarafından taciz edilmiş. Tarlada başka kimse yok, görgü tanığı yok, sadece iddia var. Sanık başlarda böyle bir suçu işleyecek intibasını uyandırmıyordu. Fakat sonra kadın mahkemede bir konuşmaya başladı, tüm detayları anlattı. Ben de yüzyüzelik ilkesi gereği beyanı samimi bularak cezayı verdim.”

(not: bbc com Türkçe’ye 5 Şubat 2019 tarihinde verdiğim mülakattır.)