Eray Karınca

Türkiye’de kadını aile içi şiddetten koruma konusunda gazetelere yansıyan haberler iç açıcı değildir. Örneğin, kocası tarafından kulağı kesilen kadın, kırk gün sonra aynı kocaya verilmekte蜉 ya da küçük çocuklarına porno film seyrettirip bu filmlerde oynatmak isteyen babanın yaşadığı eve, çocuklar ve kadın, boşanma kararının ardından dönmek zorunda bırakılmaktadır.蜉 Buna, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’nin kadının etkili korunmadığı için verdiği mahkûmiyet kararını da eklediğimizde, ülkemizin kadını aile içi şiddetten korumak yerine, koruyor“muş” gibi yaptığı bile söylenebilir. 蜉

Yasalardaki bazı eksiklere karşın son on yılı aşkın deneyim, ülkemizde sorunun uygulamada yoğunlaştığını, var olan yasaların, kadını aile içi şiddetten korumada etkin uygulanamadığını göstermektedir. Oysa yasalar ödünsüz, kararlı ve etkin uygulanırsa, caydırıcı olurlar. Aksi halde güzel ama içi boş ve değersiz sözler olarak kalacaklardır.

Şiddetten zarar gören kadınların yasaların etkin korumasından yararlanmak için gösterecekleri çabalar ise, onların yetersiz kaynak ve güçleri nedeniyle En azından kısa vadede başarısız kalmaya mahkûmdur. Öyleyse, geleneksel toplumsal yapı, tüm kaynakları ve gücü, ayrımcılığı sürdürenlerin, yani şiddeti uygulayanların denetimine bıraktığı için sorumluluk, güç sahibi olanlarda yani erkeklerdedir. Ancak insanlar doğaları gereği bir şey tarafından zorlanmadıkça değer yargılarını değiştirmek istemezler; çünkü bu, rahatsızlık vericidir. Bu durumda, hiç kimse üstünlüklerinden bir zorlama olmadan, kendiliğinden vazgeçmeyeceğine göre erkekler, kadına yönelik aile içi şiddetin önlenmesini niçin istesinler, sorusu akla gelmektedir. Olumsuzdan başlayalım, diyelim ki bu sorunun doyurucu bir yanıtı yok. Böyle diye kadına yönelik ayrımcılığın ve şiddetin sürüp gitmesine seyirci mi kalınacaktır? Kuşkusuz değil, nasıl ki kanatlarından biri kırık bir kuş uçamazsa, nüfusunun yarısını oluşturan kadınlarını ezen, onları toplumsal yaşamdan soyutlayan toplumlar kalkınamaz, erkekler de tam ve gerçek mutluluğu yaşayamaz.

Günümüzde tarihin kırılma noktalarından biri yaşanmaktadır. Çağlar boyunca görülmeyen, fark edilmeyen kadına yönelik ayrımcılık ve ayrımcılığın gerçekleştirilme aracı olan şiddetin kadına yaptığı haksızlık yanında, erkeği ve kadını nasıl mutsuz ettiğinin algılanma aşamasına ulaşılmıştır artık.

Bu nasıl gerçekleştirilecektir? Yani erkeklerde bu dönüşüm nasıl sağlanacaktır? İnsanların duygu ve düşüncelerini yasalarla değiştirmek zor olmakla birlikte olanaksız değildir. Nitekim, dünyadaki son yirmi yıllık gelişim kadına yönelik aile içi şiddetin, otomobilin dikiz aynasının kör noktasından çıktığını ve güç sahiplerinin (erkeklerin) de bu alanda çeşitli saiklerle olumlu yönde etkili olmaya çalıştığını göstermektedir. Ancak gerçekliğin doğru algılanması açısından erkeklerdeki bu dönüşümü tetikleyen etkenlerin bilinmesi yararlı olacaktır.

Bu durumda sorumuza dönersek erkekler, kadına yönelik aile içi şiddetin önlenmesini niçin istesinler sorusunun akla gelen ilk yanıtı, Cumhuriyet’in kuruluşunun hedefi olan çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak için olabilir. 1926 tarihli Medeni Kanun’un kadınlara, erkeklerle birçok alanda eşit haklar tanıyan, dini nikâhı, birden çok eşliliği yasaklayan, kadınlara erkeklerle eşit miras hakkı tanıyan, çağdaşlarına göre oldukça ileri niteliği, böyle bir yanıtı küçümsememize engeldir.

İkincisi, kadına yönelik şiddetin önlenmesi, kişisel acıma duygusunu tatmin için isteniyordur. Daha bireyci diyebileceğimiz bu yaklaşımın kadını, engellilerle ve çocuklarla eş tutan bir yola çıkması olasılığı vardır, ancak önemsenmelidir yine de.

Üçüncüsü, komşulardan duyulan şiddet seslerine kulaklar tıkanamadığı, medyada her gün görüp okunulan vahşet haberleri kanıksanamadığı için kadına yönelik aile içi şiddetin önlenmesi isteniyor olabilir. İnsanlar salt kendilerinden değil, yaşadıkları çevreden ve toplumdan da sorumludurlar kuşkusuz.

Kadını eş şiddetinden koruyan yasaların sorunsuz uygulanması, erkeklerin bu alanda sorumluluk almasının sağlanması için bu yanıtlar çoğaltılabilir. Ancak erkekler, geleneksel “geçimi sağlayan aile reisi” rolünden, birey yetiştirme sorumluluğunu üstlenme yetkinliğine erişmiş “baba” rolüne geçmeye hazır olmayı içselleştirdikleri an, kadınların, kulağını kesen, onlara defalarca eziyet edip yaralayan kocalarına teslim edilmeme koşulları içtenlikle oluşturulacaktır aslında.