Kadına Yönelik Şiddet

22 Jul, 2020

Günlük gazetelerin iç sayfalarında sıkça rastlanan ve ne yazık ki kanıksanan haberler arasında yer alan kadına yönelik şiddet, toplum içi şiddetin çok önemli bir bölümüdür. Yazılı ve görsel basına töre cinayeti, namus cinayeti...

Günlük gazetelerin iç sayfalarında sıkça rastlanan ve ne yazık ki kanıksanan haberler arasında yer alan kadına yönelik şiddet, toplum içi şiddetin çok önemli bir bölümüdür. Yazılı ve görsel basına töre cinayeti, namus cinayeti, karıkoca kavgası gibi çeşitli adlarla yansıyan bu olaylar, çoklukla bireyler için en güvenli alan olması gereken aile içinde gerçekleşmekte ve mağduru, genellikle kadın ve çocuklar olmaktadır. Bu saptamalar ışığında yasa koyucu, şiddetin kaynağında önlenmesi amacıyla 14.1.1998 tarihli ve 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun'la devrim niteliğinde yenilikler getirmiştir. Kamuoyunda 'Koruma Kararı' adıyla bilinen bu yasa uyarınca yargıç, şiddet mağduru olan ya da potansiyel olarak bu tehlikeyle karşılaştığını bildiren eşin, diğer eş ya da aile bireylerinin şiddetinden korunması için yasada belirtilen veya belirtilmeyen, ancak olayın gerektirdiği bir dizi önlemi alabilecektir. Bunların başlıcaları, birlikte oturulan konutun başvuran eşe tahsisiyle, saldırganın o eve, işyerine, çocukların okuluna yaklaşmaması; onları iletişim araçlarıyla da rahatsız etmemesi; gereksinimlerinin karşılanması için nafaka ödemesi; onlara veya eşyalarına karşı şiddete yönelik davranışlarda bulunmaması; varsa silahını güvenlik güçlerine teslim etmesi ve benzerleridir.


Duyarlılık ve Bilgi

Ne var ki aradan geçen dokuz yıllık süre içinde yasa gerektiği ölçüde uygulanmamıştır ve önemli eksiklikleri vardır. Yasanın yeterince uygulanmayışının en önemli nedeni bizzat mağdurda, saldırganda, aile çevrelerinde ve başvurabileceği kamu görevlilerinde yani toplumu oluşturan bireylerde var olan aile içi ilişkilerin gizliliğiyle, dış müdahalelere kapalılığına ilişkin yerleşik inançtır. Öte yandan yasayı uygulamakla görevli kamu görevlileri de yasanın getirebileceği kazanımları yeterince önemsememekte, bir kısmı içeriğini tam olarak bilmemektedir. Bireylerin ve kararı uygulayacak kamu görevlilerinin, özellikle kolluk güçlerinin aile içi şiddete ilişkin duyarlılıkları artırılıp bilgilendirilmeleri sağlanmakla, yasanın zaman içindeki uygulanabilirliği daha da artacaktır. Yasanın bizzat konunun içinde olan hukukçularca ve aile mahkemesi yargıçlarınca ilk elde yadsınmasının önemli bir nedeni ise geleneksel yaklaşımlardan önemli farklılıklar içermesidir. Yani genel hükümlerden farklı olarak, failin hukuk düzeninde suç sayılan bir eylemi gerçekleştirmesi zorunlu olmayıp böyle bir tehlikenin varlığı dahi karar verilmesi için yeterlidir. Üstelik salt başvuru üzerine herhangi bir kanıt aranmaksızın mahkemece yasada öngörülen tedbirlere karar verilmektedir. Bunun mağdur tarafça kötüye kullanımı olanaklı olduğu için hukuk terazisini elinde tutan yargıçlarca sorgulanması kaçınılmazdır. Ne var ki yasa koyucu tercihini toplumun şiddetten arındırılması yolunda yapmış olup Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde yer aldığı da gözetilerek kadına yönelik şiddetin önlenmesi için pozitif ayrımcılık benimsenmeli; yasa buyruğu uyarınca salt başvuru üzerine ve hızla koruma kararı vermekte tereddüt edilmemelidir.


Kadın Örgütlerinin Çabaları

Öte yandan kadın örgütlerinin yoğun çabaları sonucu, '5636 sayılı, Ailenin Korunmasına Dair Kanun'da Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'la, Mart 2007'de yasada iyileştirmeler yapılmışsa da bunlar amaca uygun, yeterli ve köklü değişiklikler olmamıştır. Bu değişikliklerle yasanın kapsamı, yer, mağdur ve fail açısından genişletilmiştir. Artık yasanın uygulanması için aynı çatı altında oturmak gerekmemektedir. Şiddet mağdurunun veya failinin de mutlaka eş olması da zorunlu olmayıp çocuklar veya birlikte oturulan kayınpeder, kayınbirader, kayınvalide, amca, teyze vb. için de lehte veya aleyhte koruma kararı verilebilmektedir.

Ancak asıl korunma kapsamına alınması gereken, sayıca çok önemli bir kesimi oluşturan, 'aralarında resmi evlilik bağı olmayan ilişkiler' için yasada açık bir anlatım bulunmamaktadır. Oysa gazetelerin ikinci sayfalarındaki şiddet ve cinayet haberleri anımsandığında, korunma kararına en çok gereksinme duyan toplum kesimi onlardır. 1998 yılı öncesinde böyle bir önlemin resmi evlilikler için bile hukuk dünyamızda yer almadığı anımsandığında, Türk hukukçusu çağdaş gelişmelerin gerisinde kalmamalı; yasanın sözünde açıkça yer almasını beklemeden yapacağı amaçsal yorumla, evlilik dışı ilişkilerde de koşulları varsa aile içi şiddet mağdurunu korumalıdır. Madde ve gerekçede buna olanak sağlayacak açılımlar vardır. Ayrıca karar, yaşanmakta olan ilişkilere uygulanacağı için nikâhsız birliktelikleri teşvik etmek bir yana, bu birlikteliğe son vermek isteyen mağdurun kurtulmasına fırsat verecektir.

Aleyhine tedbir kararı verilecek olan kişi açısından koruma kararı, kendisinin zaten yapmaması gereken davranışların ona anımsatılmasından ibarettir. Buna karşılık mağdurun isteminin reddi ise can güvenliğini tehlikeye düşürecektir. Öyleyse hukukçunun seçimi şiddet mağduru kadını, evli olsun ya da olmasın yaşamını paylaştığı erkeğin veya yakınlarının şiddetinden korumak olmalıdır. Çağdaş düzenlemeler de bu yoldadır.



Emekli Hakim / Av. Eray Karınca