Kız alıyorsan, gelin (gelen) ediyorsan, kız veriyorsan, boşanmada da ziynetini kim takarsa taksın ayrım yapmadan kadına vereceksin.

Nazan hanım, dediğiniz yazı için uğraşırken bir Yargıtay kararı üzerine aşağıdaki yazı çıkıverdi. O yazı baki ama biraz çalışmalıyım. Bu ise bir anda hatta, bir saat önce çıkıverdi. İlgilenir misiniz?

İyiliklerle olun.

Düğünde takılan Ziynet eşyaları neden istisnasız kadınındır. 

(Kız alıyorsan, gelin (gelen)ediyorsan, kız veriyorsan, boşanmada da ziynetini ayrım yapmadan kadına  vereceksin.)

Gün geçmiyor ki ülkemizde bir el, kadınların yasalardan kaynaklanan ya da örf adet ve göreneklerden gelen kazanımlarını yutmasın, tırtıklamasın. Bunların bazısı medeni nikahtan önce imam nikahının kıyılmasına uygulanan yaptırımın, -hak ve özgürlükleri koruması gereken- Anayasa Mahkemesi tarafından iptali yada ikiliğe yol açacağı, medeni nikahın özüyle bağdaşmadığı vb. itirazlara rağmen müftülere nikah kıyma yetkisinin verilmesi iken, bazısı da kadına şiddete, kadın cinayetlerine gizlice gösterilen tolerans ya da zorunlu arabuluculuk gibi sinsice olabilmektedir.

Kadın aleyhine bu geri dönüşün, kadınların haklarının  sinsice geri alındığı/ alınmaya çalışıldığı örneklerden biri de aile mahkemelerinde önemli bir yekün tutanboşanma  aşamasında açılan ziynet eşyalarının iadesi davalarıdır. Bu davalardaki bazı gelişmelerden kadının önemli bir kazanımının daha,  deyim yerindeyse tırtıklandığını, kadının bu kez ekonomik kazanımının ustaca elinden alındığını görüyoruz. Nitekim aşağıdakiYargıtay  kararına göre, “Yine kural olarak, evlilik sırasında kadına takılan ziynet eşyaları kim tarafından alınmış olursa olsun kadına bağışlanmış sayılır.”mış.

Bu kuralın ne olduğunu Neden kadına takılan olarak sınırlandığını, neden tamamının kadının olmadığını karardan anlayamıyoruz. Buna göre fizik olarak kocaya takılmışsa, kadınındır gibi düz bir mantık kullanıldığını düşünmek mümkün. Ancak bu düz mantık, dığası birçok diğeri gibi salt egemen olanın, açıkça söyleyelim somut olayda ataerkil zihniyetin işine yarayacağı için haksız sonuçlara yol açmıştır.

Soruyu tekrarlarsak, Hani kim takarsa taksın ve kime takılırsa takılsın düğünde takılanların tümü kadınındı? Kim hangi el, ne zaman bu ayrımı getiriverdi?

Nihai amaç ya da bilinç altı, kadın tıpkı evliyken olduğu gibi boşanırken de kocasının insafına kalsın, şiddet de görse, aldatılsa da her türlü zulme boyun eğsin, evinde otursun ve kadın ekonomik ve sosyal yaşamdan çekilsin, evde çocuk baksın, temizlik, yemek yapsın, kocasının ihtiyaçlarını karşılasın olduğu için, erkeğin üstüne takılan takılar erkeğin, kadının üstündekiler ise kadının ayrımı meşrulaşıverdi.

Kadın aleyhine olan bu yorumun bu denli kolayca benimsenmesinde Yargıtay’ın 3. Hukuk Dairesi’nin aile hukukuna ilişkin olarak çok az çeşitte davaya bakıyor olmasının, dolayısıyla toplumsal cinsiyet eşitliğinin farkındaolmayışının da etkisi olabilir mi? Bu soruya yanıtımız evet ise, toplumsal cinsiyet eşitliği konusuna yüksek yargının da eğilmesi gereklidir.

Ne var ki binlerce yıllık geçmişi olan muhtemelen arkaik alt yapısı olan ve dilimize de  kadının gelen (gelin) olmasından,  kız alıp kız verilmesinden, (kızın, kendi evinden verilip başka bir eve alınmasından) doğan bir kazanımın bir şekilde geri alınması tarihsel ve antropolojik kocaman bir haksızlıktır. Çünkü  Anadolu’da kadınlar küçük yaşta evlendirilirken kızlar verilip alınırken onun gönlünü etmenin, annesinden babasından, kardeşlerinden koparmanın, gönlünü etmenin bir yoludur, karşılığıdır, onu ziynetlerle süslemek. Ve bu görev de kuşkusuz kızı alana düşer. Evlenirken Ziynet kadının süsü iken, Boşanırken pardon tüm bunlar seni kandırmak içindi mi deniyor şimdi. Öyleyse alıyorsan vereceksin. Bu toplumsal, bireysel olgunun üstüne efendim efendim “oğlan tarafı oğlana taktı, öyleyse takılar oğlanındır” diyemezsin, Haksızlıktır bu. Küçük hesaptır. Bu geleneğin kökenini bilmemek, düşünmemektir. Çünkü hala kızlar gelin gidiyor, çünkü hala kızlar veriliyor, çünkü hala kızlar alınıyor.

Umarım ve dilerim ki Yargıtay’ın ilgili dairesince konuya bir de bu açıdan bakılarak – eğer bakılmadıysa- kadının boşanırken evliliğin doğasından kaynaklanan bu hakkından mahrum bırakmaktan vazgeçilir veya yiğit bir aile mahkemesi hakimi bu türden bir bozmaya karşı direnir, böylece kadınlar tarihsel bir haklarını daha geri alırlar.

(İrdelenen Yargıtay kararı aşsğıdadır.)

“T.C.

Yargıtay

3. Hukuk Dairesi

Esas No:2013/13015

Karar No:2013/15720

K. Tarihi:

MAHKEMESİ :AİLE MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen ziynet eşyasının iadesi davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Y A R G I T A Y K A R A R I

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.

Davacı vekili dilekçesinde; davalı tarafından müvekkiline hakaret edildiği, fiziksel şiddet uygulandığı bu sebeple davacının evden ayrıldığı, düğünde takılan ve davalıda kalan ziynet eşyalarının aynen iadesi, olmadığı takdirde bedelinin müvekkiline verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece; toplanan deliller, düğün CD ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek düğün merasiminde takı töreni sırasında önce kızın annesinin sonra erkek annesinin ayrı ayrı kendi taraflarınca gelin ve damada takılan ziynet eşyalarını aldıkları, bu şekilde düğünde davacıya takılan ziynetlerin yed’inde olduğu davalı erkeğe verilen takıların da erkek tarafında bulunduğu, tarafların bu şekilde ayrı ayrı takıları toplayarak bu duruma rıza gösterdikleri belirtilerek davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

TMK.nun 6.maddesi hükmü uyarınca; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan herbiri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde; gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere, ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kişiye düşer.

Öte yandan ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kişinin, iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir. Davacı kadın şiddet gördüğü için evden ayrılmak zorunda kaldığını, dava konusu edilen ziynet eşyasının davalıda kaldığını ileri sürmüş, davalı koca ise davacı tarafından götürüldüğünü savunmuştur. Hayat deneyimlerine göre olağan olanın ziynet eşyalarının kadının üzerinde olması ya da evde saklanıp muhafaza edilmesidir.

Ayrıca, ziynet eşyası rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen türden eşyalardandır. Bu nedenle evden ayrılmayı tasarlayan kadının bunları önceden götürmesi, gizlemesi her zaman mümkün olduğu gibi evden ayrılırken üzerinde götürmesi de mümkündür. Bunun sonucu olarak normal koşullarda ziynet eşyalarının kadının üzerinde olduğunun kabulü gerekir. Davacı, dava konusu ziynet eşyasının varlığını, evi terk ederken bunların zorla elinden alındığını ve götürülmesine engel olunduğunu, evde kaldığını ispat yükü altındadır.

Yine kural olarak, evlilik sırasında kadına takılan ziynet eşyaları kim tarafından alınmış olursa olsun kadına bağışlanmış sayılır. Dava konusu kadına ait altınlar koca tarafından bozdurulup değişik amaçlarla kullanılmış olabilir. Çeşitli sebeplerle (evin ihtiyaçları, düğün borçları, balayı vs) koca tarafından bozdurulan bu altınların karşılığının hibe edilmediği müddetçe kadına iadesi zorunludur. Ziynet eşyalarının iade edilmemek üzere kocaya verildiğinin, davacının isteği ve onayı ile ziynet eşyalarının bozdurulup ev ihtiyaçları için harcandığının davalı yanca kanıtlanması halinde koca ziynet eşyalarının iadeden kurtulur.

Somut olayda 19.12.2012 tarihli bilirkişi raporunda; CD görüntüleri ve fotoğraflar incelenerek varlığı tespit edilen ziynet eşyalarının değeri 27.427,65 TL olarak belirlenmiştir. Davalı vekili, 06.02.2013 tarihli dilekçe ile altınların gram ve bedel hesaplamalarına herhangibir itirazlarının olmadığı ancak davacı tarafından 10 adet altın bilezik hediye edildiğinin beyan edilmiş olmasına rağmen 16 adet üzerinden hesaplama yapılmasının uygun olmadığı belirtilmiştir.

Mahkemece, CD çözümü için yaptırılan inceleme neticesinde bilgisayar teknisyeni tarafından tanzim olunan 06.03.2013 tarihli raporda; “davacının üzerindeki takılarla alakalı yapılan incelemede 3’ü burma olarak anons edilerek takılan toplam 9 adet bilezik ve 1 adet saat, küpesi kolyesi bulunan setin tespit edildiği, damadın üzerine 3 adet altının takıldığı ve anons edilen ancak gelin ve damadın üzerine takılmayan ziynet eşyalarının gelin ve damadın annesinin çantasına konulduğu” belirtilmiştir.

Yine mahkemece dinlenen davalı tanıkları “düğünde bir listenin okunduğu ancak bu listede belirtilen takıları düğünde görmedikleri” şeklinde beyanda bulunmuş; davacı tanığı olan babası kızının telefon etmesi üzerine sokaktan alıp eve götürdüğünü kızının üzerinde kimliğinin dahi bulunmadığı şeklinde beyanda bulunmuştur.

Bu durumda mahkemece, davacı kadının davalının, şiddet uygulaması sebebiyle müşterek evden ayrıldığına dair iddiası bulunduğu halde davacının bu iddiası üzerinde durularak 06.03.2013 tarihli bilirkişi raporu da (düğün sırasında geline takılan ve gelinin üzerinde olup tarafların annelerine verilmeyen takılar) dikkate alınmak suretiyle deliller toplanıp, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.

Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 11.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. “