Eray Karınca

Aile ilişkilerinde yaşanan uyuşmazlıklar, diğer özel hukuk uyuşmazlıklardan farklı olarak kamu düzenini doğrudan ilgilendirir. Bunun için aile hukukundan kaynaklanan boşanma ve ferileri olan nafaka, maddi ve manevi tazminat yanında, mal rejiminin tasfiyesi, soybağı, velayet vb.dava ve işlere bakmak ve en önemlisi  aileyi bir arada tutmak ve sorunlarını barışçıl yollarla çözmek amacıyla, Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası yanında, aile mahkemesine özgü usullerin de uygulandığı uzmanlık mahkemeleri olarak aile mahkemeleri 2003 yılında 4787 Sayılı Yasayla kurulmuştur. Yasa uyarınca aile mahkemelerine atanacak hâkimler ve uzmanlar, atanacakları bölgeye veya bir alt bölgeye hak kazanmış, tercihen evli ve çocuk sahibi, otuz yaşını doldurmuş ve aile hukuku alanında lisansüstü eğitim yapmış olmalıdır. Bu kıstasların yetersizliği ortadadır. Öte yandan aile mahkemesinde görev yapan uzman ve yargıçların yanında, mahkemeye başvuran aile bireylerinin savunuculuğunu üstlenen avukatların da sürece olumlu ve etkin bir biçimde katıldıklarından söz edilemez. 

Tek başına uzmanlaşma da aile mahkemelerinin amacına ulaşmasını sağlayamaz. Bunun için aile mahkemelerinin görev alanı amaca uygun olarak yeniden tanımlanmalıdır. Örneğin çocuk ve aile mahkemelerinin ayrı ayrı kurulması ve aileye ilişkin belli bir uyuşmazlığın, -gerekmediği halde- ceza ve hukuk boyutu olarak ayrılması da bu mahkemelerden istenen etki ve verimliliğin sağlanmasında engeldir. Bunun yanında 4320 sayılı yasadaki ceza hükümlerinin uygulanması sulh ceza mahkemelerinden alınarak, kararların asıl sahibi olan aile mahkemelerine bırakılmalı ve çocuk mahkemelerinin tüm görevleriyle, sulh hukuk mahkemelerinin vesayete ilişkin görevleri birleştirilip Birleşik Aile Mahkemeleri kurulmalıdır. Böylece çocuğun veya ailenin, hatta ailenin gelecekteki çocuklarının bile aynı mahkeme tarafından izlenebilmesi olanağı doğacak ve yargıç, verdiği kararların etkili olup olmadığını denetleme şansına sahip olacaktır. Kamu ve bilim insanları da sorunlu ailelere ilişkin bilgilere tek elden sahip olabilecek ve sorunlara çözüm üretebilecektir. Mağdur kadın, çocuk veya erkek ise derdini tek bir yargıca anlatacağı için olumsuz süreci yeniden yeniden yaşamak zorunda kalamayacaktır. 

Yapılacak üçüncü iş ise bu mahkemelerin fiziki koşullarının iyileştirilmesidir. Bağımsız bütçe, yeterli eleman ve mahkemeyi ezmeyecek bir iş yükü sağlanmalı; aile mahkemeleri diğer mahkemelerden ayrı yapılara taşınmalı, çocukları ve şiddet mağduru kişileri örselemeyen, korkutmayan renkli, cıvıl cıvıl salonlara kavuşturulmalıdır. Yargıç kürsüleri ve yargıçların cüppeleri buna göre yeniden tasarlanmalı, böylece amacın adaletin sağlanması yanında, sorun çözme ve iyileştirme olduğu ilgili herkese hissettirilmelidir. 

 Aile içi adaletin sağlanması, cezaevlerini azaltır, demokrasiyi güçlendirir.