Aile Mahkemelerinde Çalışan Uzmanların İşlev ve Konumu

06 Oct, 2020

          Aile mahkemeleri aile içi şiddeti önleme yanında, sosyal amaç olarak aileyi güçlendirme, sorunları kaynağında çözmeyi amaçlayan özel nitelikli mahkemeler olarak kurulmuştur. Nitekim, 9.1.2003 tarih ve 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’un gerekçesinde, “Aile mahkemelerimiz özel mahkeme olarak, aile içi şiddeti önlemek ve başta Anayasa olmak üzere Medeni Kanun’un da gerektirdiği, eşitliğe dayalı aile modelini oluşturmak ve güçlendirmek için uzman mahkemeler olarak kurulmuştur. denmektedir.

         Bu amaçla aile mahkemesi hakimi, “evlilik birliğinden doğan yükümlülükleri konusunda eşleri uyararak, gerektiğinde uzlaştırır”(m.6/1). Dava ve işlerin esasına girmeden önce, “aile içindeki karşılıklı sevgi, saygı ve hoşgörünün korunması bakımından eşlerin ve çocukların karşı karşıya oldukları sorunları tespit ederek bunların sulh yoluyla çözümünü, gerektiğinde uzmanlardan da yararlanarak teşvik eder”(m.7). “Bu uzmanlar psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdır; atamaları Adalet Bakanlığı’nca yapılır. Bunların bir nedenle atanmamış olması halinde ya da yargıç tarafından gerek görüldüğünde, bunlardan başka uzmanlardan da yararlanılacaktır”(m.5).

       Yasa aile mahkemelerinin kendilerinden beklenen bu işlevi yerine getirebilmesi için, yetişkinler için (m.6/1. fıkra) ve çocuklar için (m.6/2) oldukça geniş bir olanaklar listesi sunmuştur. Buna göre aile mahkemesi, yetişkinler hakkında:

        “Ailenin ekonomik varlığını korumak için gerekli önlemleri almaya, resmi veya özel sağlık veya sosyal hizmet kurumlarına, huzur evlerine yerleştirmeye, bir meslek edinme kursuna veya uygun görülecek bir eğitim kurumuna vermeye” de yetkilidir.

         Küçükler hakkında ise, “Bakım ve gözetime yönelik nafaka yükümlülüğü konunda gerekli önlemleri almaya, bedensel ve zihinsel gelişmesi tehlikede olan veya terk edilmiş halde kalan küçüğü, ana babadan alarak bir aile yanına yerleştirmeye, çocuk mallarının yönetimi ve korunmasına ilişkin önlemleri almaya, genel ve katma bütçeli daireler, mahalli idareler, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bankalar tarafından kurulmuş, teşekkül, müessese veya işletmelere veya benzeri işyerlerine yahut meslek sahibi birinin yanına yerleştirmeye karar verebilir.

          Yasadaki bu olanaklardan ne yazık ki uygulamada hemen hemen hiç yararlanılamamaktadır. Çünkü toplumda mahkemeyle, ihtiyaç sahibi aileler arasında bu işlevi sağlayacak ara kurumlar yoktur. Öte yandan bunda, hukukçuların yasayı ve olanaklarını bilmemelerinin yanında, hâkimlerin diğer kurumları harekete geçirerek aile ilişkilerindeki sorunları çözme yerine, önceliği Yargıtay’dan iş geçirme ve puan alma alışkanlığıyla dosyayı karar bağlamaya vermeleri ve avukatlarla iş sahiplerinin de yasadan yararlanmak için başvurmamaları da önemli rôl oynamaktadır. Oysa özellikle 6. ve 7. maddelerdeki aile içi barışın sağlanması görevi, hâkime adeta aile hekimi misyonu yüklemektedir. Bu misyonun yerine getirilebilmesi için, 6.maddede ayrıntılarıyla düzenlenen olanaklar dizini ise bu amaca yönelik ve yeterlilikte değildir. Bu olanaklar yetişkinler hakkında, sosyal hizmetler kurumuna, huzurevine veya bir işe yerleştirmekle, küçükler hakkında ise, bir aile, kurum ya da kuruluşa yerleştirme yanında, nafaka yükümlülüğü konusunda gerekli önlemleri almakla sınırlıdır. Öyleyse genel ve katma bütçeli daireler, mahalli idareler, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bankalar tarafından kurulmuş, teşekkül, müessese veya işletmelere veya benzeri işyerlerine yahut meslek sahibi birinin yanına yerleştirmenin nasıl yapılacağı somutlaştırılmalı, buna ilişkin yasada sözü edilen yönetmelik acil olarak çıkarılmalıdır..

       Yasanın bu anlamda yeniden ele alınması, aile mahkemelerinin madde anlamında içerikleriyle yetki alanının aileler ve mahalleler bazında belirlenmesi, bu mahkemelerin bina, donanım, bütçe açısından güçlendirilmesi, hâkim, uzman ve mahkeme çalışanlarının yanında avukatların da duyarlılığının sağlanması aile içi şiddetin önlenmesine ve genelde toplumsal barışın sağlanmasına çok önemli katkı sağlayacaktır.

           Öte yandan, mevcut haliyle 6. maddede yer alan önlemlerin sınırlı sayıda olup olmadığı, yasanın tanıdığı olanakların hâkim tarafından yasanın amacı doğrultusunda genişletilip genişletilemeyeceği sorusuna verilecek yanıt, yaşamsal önem taşımaktadır. Örneğin hâkim, dosya içeriğinden yeterli kanıya ulaşması halinde, kendiliğinden ya da istek halinde, sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu, kaymakamlık sosyal yardımlaşma vakıflarına, belediyelere, sağlık müdürlüklerine yazarak aileye destek olunması isteyebilmelidir. Uygulamada çok çok istisna olan bu tutumun diğer mahkemelerce de benimsenmesi, sorunların büyümeden uzmanların katkı ve desteği ile çözülmesi açısından çok önemlidir. Bunun sınırları yasal olarak çizilmeli, bu yetkiler yorum yoluyla değil, doğrudan yasadan kaynaklanmalı, sonuçta aile mahkemelerinin kendilerinden beklenen işlevlerini yerine getirmesi için tıpkı aile hekimleri gibi çalışmaları sağlanmalıdır. Bu işlevin yerine getirilmesinde mahkemelerdeki uzmanlardan yararlanılması onların da işlevselliğini ve verimini artıracaktır.

           9.1.2003 tarih ve 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’un 5. maddesi aile mahkemelerinde uzmanların atanma ve çalışma koşullarını düzenlemiştir. Buna göre, “ Her aile mahkemesine,

1. Davanın esasına girilmeden önce veya davanın görülmesi sırasında, mahkemece istenen konular hakkında taraflar arasındaki uyuşmazlık nedenlerine ilişkin araştırma ve inceleme yapmak ve sonucunu bildirmek,

2. Mahkemenin gerekli gördüğü hallerde duruşmada hazır bulunmak, istenilen konularla ilgili çalışmalar yapmak ve görüş bildirmek,

3. Mahkemece verilecek diğer görevleri yapmak,

Üzere Adalet Bakanlığınca, tercihan; evli ve çocuk sahibi, otuz yaşını doldurmuş ve aile sorunları alanında lisansüstü eğitim yapmış olanlar arasından, birer psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı atanır.

Bu görevlilerin bulunmaması, iş durumlarının müsait olmaması veya görevin bunlar tarafından yapılmasında hukukî veya fiilî herhangi bir engel bulunması ya da başka bir uzmanlık dalına ihtiyaç duyulması hallerinde, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlar veya serbest meslek icra edenlerden yararlanılır.

Bu uzmanlar, 18.6.1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda düzenlenen hâkimin reddi sebeplerine göre reddolunabilir.”

        Maddedeki düzenlemeyle aile mahkemelerinde çalışan uzmanlar, mahkeme bünyesinde görevli bilirkişiler düzeyine indirgenmiştir. Ancak madde, 6. maddenin son paragrafındaki, “Aile mahkemesince verilen bu kararların takip ve yerine getirilmesinde 5. maddeye göre atanan uzmanlardan biri veya birkaçı görevlendirilebilir.” düzenlemesiyle birlikte değerlendirildiğinde, daha farklı bir değer kazanacaktır. Çünkü 6. madde uyarınca alınacak olan yetişkin ve çocuklara ilişkin destek ve yardım nitelikli kararların uygulanması halinde uzmanlar gerekli işlevlerini yerine getirebilecektir. Gerçekten de geleneksel ilişki, yardım ve dayanışma mekanizmaları ile varlığını sürdürmüş aileler, günümüzün değişen toplum yapısı içinde, artık yalnız ve olanaksızlıklar içindedir. Anayasa’nın 2. maddesindeki sosyal devlet niteliği doğrultusunda, topluma ve aileye koruyucu ve geliştirici hizmetleri etkili ve verimli olarak sunan kurumlar geliştirilememiştir. Geçiş toplumu dinamiklerinden kaynaklanan göç olgusu ve ekonomik, sosyal krizler sürecinde aileler yalnızlaşıp desteksiz kaldığı gibi varlıklarını sürdürmede, ekonomik ve sosyal sorunlarını çözmede gerekli bilgi, bilinç ve güce sahip değildir. Oysa, “Aile Mahkemeleri kanunu tasarısının hazırlanmasında örnek alınan ülke Almanya’dır. Alman sistemi incelendiğinde, aile politikalarının ve hizmetlerinin birinci aşamada düşünüldüğü, aile danışma ve rehberlik hizmetleri ile aileyi destekleyici ve geliştirici sosyal kurumların oluşturulduğu ve aile mahkemelerinin bu sistemle birlikte çalıştığı görülür.”

        Ülkemizde ise bu alanda etkinlik gösteren Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’nun benzer işlevi gösterebildiği ve aile mahkemeleriyle uyum içinde olduğu söylenemez. Tek tük kurulduğu söylenen aile danışma merkezlerinden ne halkın ne de mahkemelerin bilgisi vardır. Yasa, niyet olarak sorunu doğrudan mahkemelerde çalışan uzmanlar aracılığıyla çözmeyi hedeflemişse de uygulamada mahkemelerin resmi bilirkişisi olarak görülen uzmanlar bugünkü konumları itibariyle bu işlevi yerine getirmekten uzaktırlar. Bu kapsamda kendilerinden beklenen, klasik mahkeme yapısı içinde yalnızca hâkime dosyayı karar bağlamada yardımcı olmakla sınırlı olmaktadır. Yaklaşım, sorun çözme odaklılık yerine dosyayı karar bağlama odaklı olunca, uzmanlardan da değişen toplum koşullarına uygun olarak, mahkemeye başvuran ailelere destek olma ve ailelerin güçlendirilmesi anlamında verim alınamamakta, dolayısıyla onlar da mahkemelerde hak ettikleri yer ve itibarı alamamaktadırlar. Örneğin yukarıda da yer aldığı üzere, mahkemelerce, 4787 sayılı yasanın 6. maddesindeki önlemlere hemen hemen hiç karar verilmemekte, uzmanlardan bu önlemlerin “takip ve yerine getirilmesinde” maddenin son fıkrasındaki açık hükme karşın yararlanılamamaktadır.

        Uzmanlar arasındaki pedagog adıyla yaratılan kadronun yüksek öğretim sistemi içinde karşılığının olmayışı da uzmanlar açısından önemli bir handikaptır. Uygulamada olmayan bu meslek grubu, çeşitli branşlardaki öğretmenlerce doldurulmaktadır.

        Sonuç olarak, mahkemelere sosyal hizmetler konusunda eğitim almış çalışanların atanmış olması önemli bir adımdır. Bu çalışanların yetki ve sorumlulukları artırılarak, karardan sonra da aileye ilişkin olarak sosyal hizmet konusundaki tüm işlemleri gerçekleştirmekten sorumlu tutulmaları mağdurlar açısından yararlı olacaktır.

      Yasanın ailenin sorunlarını yargılama aşamasına gelmeden önce çözme amacına ulaşabilmesi için uzmanların resmi bilirkişilikten kurtulup uzmana statüsüne yükseltilmeleri, örneğin ayrı oda ve görüşme salonlarının olması, ailelerle yerinde görüşmeye çıktıklarında ulaşımın ne şekilde sağlanacağının belirlenmesi kendilerinden beklenen işlevin sağlanması ve aile mahkemelerinden beklenen amaçların gerçekleşmesi için gereklidir. Uzmanların çalışma biçim ve yöntemlerine ilişkin olarak yasadaki düzenleme oldukça kısıtlı olup sorunlara çözüm bulmaktan uzaktır. O halde aile mahkemelerinin işleyişine ilişkin çıkarılması gereken yönetmelikte bu hususlar düzenlenmeli ve uzmanların aile mahkemelerinden alınıp Cumhuriyet savcılarının denetimine verilmesi gibi bir yola asla gidilmemelidir. Bu, özellikle kadına yönelik aile içi şiddetle mücadelede yeniden başladığımız yere, yani konunun sıradan asayiş sorunu olarak algılanması ve aile mahkemelerinin sıradan genel mahkemelerle bir görülmesi demektir.