İki saatlik uykunun ardından uçakla İzmir Adliyesine gitmişim. Karar duruşması ve kararın aleyhe olacağı belli. Baromuz Kadın Hakları Kurulu üyesi olarak çıkmasına karınca kararınca katkıda bulunduğum, “aldatılan eşin üçüncü şahsa karşı açtığı davada tazminat yükümlülüğünün olmayacağına” ilişkin YİBBGK kararı nedeniyle ret kaçınılmaz. Çok erken gelmişim, dosya ancak öğle üzeri alınıyor. Yorgun argın adliyeden çıkacakken kapıda sevdiğim bir hakim arkadaşımla rastlaşıyoruz, geri çeviriyor. Odasında genel gidişat ve çocuklar üzerine kısa bir sohbetten sonra, adliyeden ayrılmak üzereyken, bu kez stajdan arkadaşım sevgili Mehmet Ali’ye rastlıyorum. çok yorgunum, annemi babamı göreceğim için Selamlaşıp çıkacağım ama o, “Artık ben de kitaplıyım” diyor ve 4. kata Baro’ya çıkıp kitabını imzalamak istiyor, kitap vurgusu ve gözlerindeki ifade üzerine üzerine akan sular duruyor, yorgunluğum ve tüm isteksizliğime rağmen kabul ediyorum.

Şimdi Kitabı okurken İyi ki yorgun ve uykusuzum diye reddetmemişim, diyorum. Başarılı, yalın bir dil, olaylara nesnel yaklaşılmış, konular çarpıcı.

Staj döneminden arkadaşım, Mehmet Ali Altın’ın 30 yılı aşan mesleki birikiminin ürünü olan bu çalışma, toplumun işine gelmediğinde yerdiği, işine geldiğinde de kurtarıcı gördüğü bir meslek grubunu kişisel deneyimlerle zenginleştirip geniş bilgi dağarcığı ile harmanlayarak anlatırken, toplumu da imbikten geçirmeyi ihmal etmiyor…

Öte yandan kimi tartışmaya açık önermeler de var kitapta. Örneğin, 119-127 sayfaları arasında anlatılan bir olay. Kadın, kendisini başka erkeklere satan kocasından boşanmak istemekte. Ne var ki çocuklarını düşünerek bu husus dilekçede yer almasın diyor. Dava, 2002 öncesinde görülüyor, boşanmak çok zor o zamanlar ve başkaca geçerli bir sebep yok. Tanıklar yetersiz, dava kaybedilecek, Avukat, reddedilmeyi göze alıp karar öncesinde hakimle odasında konuşuyor. Hakim o sırada yorum yapmıyor ama sonuçta davayı kabul ediyor. Sokrates olsa asla bu yola başvurmazdı kuşkusuz.

Bir başkası: Davayı kaybettiğinde müvekkili kadar üzülür ya da kazandığında yine müvekkili kadar sevinir mi Avukat? Kendi adıma, süre kaçırırsam müvekkilden fazla üzüleceğim kesin. Kitapta az da olsa biraz avukatçı diyebileceğim böyle yargılar olmakla birlikte, baş dertte iken kurtarıcı olması beklenen,dertten kurtulduktan sonra ise kurtulunması gereken bir yük olarak görülebilen avukatların, o bireyleri nasıl gördüğüne ilişkin bir çalışma olarak da okunabilir “Avukat”. Bu açıdan Topluma, müvekkillere avukat cephesinden ayna tutan mükemmel bir çalışma. Daha İlk sayfasında “Burada yazılanların gerçekle ilgisi vardır” demesi de zekice bir buluş, kuşkusuz.

İzmir’in avukat şövalyelerinden birinden daha hukuk ve edebiyat dünyamıza berceste bir katkı Avukat.